İzmir İli, Selçuk İlçe merkezinde yer alan ve uzun yıllar Efes Antik Kenti’nin son kurulduğu yer olarak bilinen Ayasuluk Tepesi’nde 1990 yılından sonra yapılan kazılar Efes’in tarihini tamamen değiştirmiştir. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanlı kolonistler tarafından kurulduğu varsayılan Efes’in çok daha önce Neolitik Çağ’da (M.Ö. 7000) var olduğu ve Ayasuluk Tepesi’nin Orta Tunç Çağ’dan (M.Ö. 2000) sonra İlk Efes yerleşmelerinden biri ve en önemlisi olduğu anlaşılmıştır. Hitit İmparatorluk Dönemi’nde Batı Anadolu’da Hititlere yarı bağımlı Arzawa-Mira Krallığı’nın başkenti olan APASAS’ın Ayasuluk Tepesi olduğu kabul görmektedir.

M.Ö. 1900-560 yılları arasında Efes çevresindeki en önemli yerleşim yeri Ayasuluk Tepesi’ndeki kent veya kaledir. Çünkü Efes çevresinde bu döneme ilişkin buluntular şimdilik yoğun olarak Ayasuluk Tepesi ve bu yerleşmeye bağlı kült yeri olan Artemis Tapınağı’nda ortaya çıkmıştır. Lydia Kralı Kroisos Efes’i alıncaya kadar (M.Ö. 560) anakent konumundaki Ayasuluk Tepesi’ndeki yerleşme, Kroisos’un zorlamasıyla Artemis Tapınağı çevresindeki yeni yerine taşınmıştır. “II. Efes” olarak tanımlanan kent, şimdilik yüzeyden en az 4.00 m. derinde kazılmayı beklemektedir.

M.Ö. 4. yüzyılda limanın dolmasıyla kent tekrar yer değiştirmiştir. Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında yeniden kurulan Helenistik Dönem kenti (III. Efes), Roma Çağı’nda Asia Eyaleti’nin başkenti olmuştur. Bu dönemde Ayasuluk Tepesi’nde Efes’in kuzey ve doğu bölgelerini kontrol eden askeri amaçlı bir kalenin varlığı, İç Kale çevresinde yapılan kazılarda bulunan sur duvarları ile netlik kazanmıştır.

III. Efes, Geç Antik Çağ’da gerileme sürecine girmiş ve M.S. 7. yüzyılda limanın kullanılmaz hale gelmesiyle tekrar yer değiştirmiştir. IV. Efes, eski yeri olan Ayasuluk Tepesi’ne (I.Efes) taşınmıştır. Çünkü Ayasuluk Tepesi Hz. İsa’nın en sevdiği havarisi ve İncil yazarı Aziz Yuhanna-Yahya (St. Jean) Mezarı üzerine inşa edilen Hac Kilisesi ile yeniden önem kazanmıştır.kitapcık plan

Aziz Yuhanna (St. Jean)’nın Hayatı ve Kilisesi

M.S. 2. yüzyıl başında ortaya çıkan Hıristiyan inancına göre, İncil Yazarı Aziz Yuhanna (St. Jean Theologos) aynı zamanda İsa’nın en genç havarisi, İncil’in ve Apokalypse’nin yazarıdır. M.S. 431 yılındaki Efes Konsül belgelerine dayanarak, Aziz Yuhanna’nın Meryemana ile birlikte M.S. 37-48 yıllarında Efes’e geldiği ve burada yaşayıp, öldüğü kabul edilmektedir. Çarmıhtaki Hz. İsa, annesini en sevdiği ve en genç havarisi Yuhanna’ya emanet etmiş ve “bundan sonra havari, onu kendi evinde barındırmıştır”. Bu görüşe inananlar daha sonra ikisinin birbirinden ayrılmadıklarını ve Aziz Yuhanna’nın Efes’e geldiğinde Meryemana’nın da onunla birlikte olduğunu kabul eder.

Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemde (300 yılları) Aziz Yuhanna’nın mezarı üzerine bir Martyrion (Anıt Mezar) yapılmıştır. Daha sonra bu anıt mezar ahşap çatılı bir bazilika (350 yılları) içine alınmıştır. 6. yüzyıl başındaki depremlerde kullanılamaz duruma gelen bazilikanın yerine İmparator Jüstinianus ve karısı Theodora (527-565) tarafından haç planlı, kubbeli yeni bir bazilika yaptırılmıştır. Efes halkının 7. yüzyıldan sonra Ayasuluk’a taşınması ile St. Jean Kilisesi, Efes’teki eski Piskoposluk Kilisesi’nin yerini almıştır.

St.Jean çizim

St. Jean Kilisesi, Bizans Mimarisi’nde büyüklüğü (130X40 m), haç şeklindeki planı ve altı kubbeyle örtülü olmasıyla özel bir yere sahiptir. Günümüzde kısmen alçak olarak korunmuş olan duvar duvarlı yapı çok sayıda kapı ve pencereye sahipti. Özellikle 20 m.’den daha yüksek güney cephe dini yapıya anıtsal bir görünüm katıyordu.

Kilisenin ana girişi olan nartex kapısı batıda yer almakta ve diğerlerinden ayrılmaktadır. Giriş Holü olarak da tanımlanan Narteks’ten orta ve yan neflere açılan beş kapı vardır. Narteks üst örtüsünün Atriuma doğru eğimli düz bir çatı olduğu kabul edilmektedir. Haç planlı ana yapının üzeri altı kubbe ile örtülmüştür. Bunlardan merkezde mezar alanının üzerinde yer alan kubbe, diğerlerinde daha büyük ve yüksektir. Kubbeler, alt kısmı devşirme mermer bloklar, üst kısmı tuğla ile inşa edilen payeler (dört tanesi bir kubbeyi taşır) tarafından taşınıyordu.

St.Jean genel

Payeler arasındaki yekpare sütunlar (Marmara Adası’ndaki mermer ocaklarından özel olarak getirilmiştir) hem nefleri birbirinden ayırmakta hem de üst kat galerileri ve sütunları taşımaktaydı. Sütunların ion düzenli ve impostlu başlıklarında İmparator Justinianus ve karısı Theodora’nın monogramları işlenmiştir. Bunlar kilisenin tümü veya en azından nefler kısmının İmparatorun isteğiyle 527-565 yılları arasında yaptırıldığını göstermektedir. I. Kat sütunları 1970’li yıllarda ayağa kaldırılmıştır.

Orta nefte, bema kısmının önünde yükseltilmiş ambon yolu vardır.
Renkli mermerle kaplanmış olan mezar alanı bemanın merkez kısmındaki dört adet burma yivli küçük sütun Kiborion’a aittir. Bunun altındaki Kripta’da, 1920 yılındaki kazılar sırasında üç mezar yapısı bulunmuştur. Ortadaki mezarın Aziz Yuhanna’ya ait olduğu kabul edilmektedir. Ancak mezarda kazılar sırasında hiçbir kalıntı bulunmamıştır. Zaten mezarların 12. yüzyıldan itibaren boş olduğu ve kutsal kalıntıların daha önce İstanbul’daki Havariyun (Azizler) Kilisesi’ne taşındığı bilinmektedir.
Bema’yı çevreleyen sütunlar ve süslü arşitravlar, Orta Bizans Çağı’na (10-12. yüzyıl) aittir. Bunlar ve syntronon basamakları ile taban döşemesi 1980’li yıllarda restore edilmiştir.

Dış Kale Surları ve Takip Kapısı

Takip Kapısı 1a

St. Jean (Aziz Yuhanna) Hac Kilisesi’ni kuşatan yaklaşık 900 m’lik sur duvarları, iç ve dış surlar şeklinde iki bölümlüdür. Jüstinianus Dönemi Kilisesi’yle beraber destek duvarı olarak inşa edilen ve kilisenin doğu ve batısında nişli bir yapıya sahip iç surlar, tuğla hatıl taş duvar olarak inşa edilmiştir. 8. yüzyıldan itibaren Arap akınlarının kenti tehdit etmesi üzerine tüm kiliseyi içine alacak şekilde güçlü bir sur duvarı yapılmıştır. 20 kule ile desteklenen dış surlar ve kapılarda yapı malzemesi olarak Efes Stadionu ve Artemis Tapınağı’ndan getirilen devşirme malzemeler kullanılmıştır. Surların özellikle kilise ile bağlantılı olarak doğu, batı ve güneyinde üç ana girişi vardır. İç ve dış sur duvarları ile kuleler ve girişlerde 1970 ve 80’li yıllarda geniş çaplı kazı ve onarımlar yapılmıştır.

Dış Kale ve Hac Kiliseleri girişleri içinde en sağlam ve etkileyici olan “Takip Kapısı”dır.Takip Kapısı, güneyde, iki yanında kare planlı kuleler ve ortada kemerli bir girişe sahiptir. Kemerin üst kısmında Erosların kabartma olarak işlendiği bir lahit kalabilmiştir. 1800’lü yıllarda bunun yanında Hektor’un Akhileos’u tanıyıp, onu takip ettiğini anlatan başka kabartmalar da vardı. Kabartmalar, 1852 yıllarında İngiltere’ye götürülmüş ve şimdi Woborn Abbey Gelerisi’nde sergilenmektedir. Kabartmaları yerinde gören Avrupalı gezginler, bunları yanlış yorumlamış ve kapıya Aziz Paulus’un Efes’teki yaşamıyla ilgili olarak “Takip Kapısı” adını vermişlerdir.

Takip Kapı 2


Hac Kilisesi ana girişini oluşturan Takip Kapısı’nın içinde kemerin tepe kısmında kararmış durumda duvar resimleri (freskler) vardır. En üstte kemerin üstü boyunca, kıvrık dal ağı içinde,üç madalyonlu alan gözlenir. Bunların içinde büyük olasılıkla peygamber veya azizlerin tasvir edildiği üç haleli büst resmi yer alır. Bu dizinin iki yanındaki (aşağıdaki) geniş dikdörtgen şeklindeki resim alanlarında doğu ve batıya yönelik figürlü tasvirler içeren iki alan vardır. Her iki yanda normal insan boyunda, ayakta durur pozisyonda cepheden gösterilmiş başları haleli azizler sıralanmıştır. Ortada İsa ve çevresinde yedi havarisi haleler içinde gösterilmiştir. Freskler, 8. yüzyıl sonrasına tarihlenebilir.

Anıtsal Giriş

Takip Kapısı ile Aziz Yuhanna Kilisesi arasındaki dört ayaklı ve üç kemerli anıtsal giriş doğrudan Aziz Yuhanna’nın mezarına yöneliktir. Olasılıkla mezar anıtı ile birlikte inşa edilen anıtsal kapı, kilisenin hac kilisesi olduğunu belgelercesine Roma Çağı özelliği olan anıt kapı (tak) özelliklerini taşımaktadır.

Kilisecik (Şapel) ve Hazine Dairesi (Skeuophylakion)

Kilise kuzey transeptinin yanında üzeri ahşap çatıyla örtülü bölüm Hazine Dairesi ile beraber planlanmış ve inşa edilmiştir. Apsisli yapı daha sonra (11. yüzyılda) kiliseciğe (Şapel) dönüştürülmüştür. Apsisteki fresklerde sağda Aziz Yuhanna, ortada Hz. İsa ve solda ise Aziz Tymotheus veya başrahip resmedilmiştir.

5 c Şapel


Şapelin solunda yer alan ve 1978 yılında açığa çıkarılan Hazine Dairesi, merkezi planlı bir yapıdır. Kare planlı yapının ortasında 6.30 m. çapında dairesel merkezi kısım ve bunun çevresinde merkeze açılan bölümler ve köşe odaları vardır. Merkezi kısmın üzeri kubbe ile örtülü olup yan kısımlar iki katlı bir mimariye sahiptir. Merkeze açılan haç kolu şeklindeki bölümlerde (ve üst kat galerisinde) yer alan karşılıklı nişlerde kilisenin kutsal eşyaları ve hazineleri saklanıyordu.

5 b H.Dairesi

Yapının bilinen tek benzer örneği, İstanbul Ayasofya Kilisesi yanındaki dairesel planlı Hazine Dairesi’dir. Kazılar sonunda anlaşıldığı kadarıyla St. Jean Hazine Dairesi, Türkler Ayasuluk’u aldığı zaman sağlam durumdaydı ve yapı bir süre depo olarak kullanılmıştır.

Ancak kutsal eşyalar ve kilise hazinelerinin önce Katalanlar tarafından yağmalandığı ve kalanların 1304 sonrasında Türkler tarafından Foça’ya buğday karşılığı rehin olarak verildiği bilinmektedir. Daha sonra bunların Foça’dan İstanbul’a ve Avrupa’nın büyük kiliselerine taşındığı tahmin edilmektedir.

Vaftizhane

Kilisenin nefler bölümü kuzeyinde yer alan Vaftizhane, Anadolu’daki kompleks planlı iki vaftizhaneden biridir. St. Jean Vaftizhane’sinin benzeri Side Piskopolosluk sarayı yakınında bulunmuştur. Yapının, sekizgen planlı (oktagonal) merkezi kısmı ile çevresinde dolanan çevre koridoru ve koridora açılan üçgen planlı köşe odaları vardır. Merkezi kısmın doğu ve batısındaki apsisli salonlar, vaftiz öncesi ve sonrası yapılan dini seremoniler için planlanmıştır. Vaftizhane tümüyle M.S. 5. yüzyıldaki Jüstinien Dönemi öncesi ahşap çatılı bazilika ile birlikte yapılmıştır. İmparator Jüstinien Dönemi’ndeki Kubbeli Haç Kilisesi ile beraber kullanılmaya devam edilmiştir. Sekizgen planlı merkezi kısmın içi mermer kaplı ve yarım daire nişlerle hareketlendirilmiştir.

6 a Vaft. genel


Niş köşelerine yerleştirilen postamentler üzerindeki sütunlu iç mimarinin çok etkileyici olduğu anlaşılmaktadır. Merkezi kubbenin cam mozaiklerle kaplı olduğu kazılar sırasında bulunan mozaik tanelerinden anlaşılmaktadır. Tabanın tam ortasında iki yanı üçer basamak merdivenli yuvarlak vaftiz havuzu vardır. Bunun yanındaki küçük havuzlar ise vaftiz törenleri sırasında rahiplerin içine girerek, vaftiz işlemini yaptıkları yerlerdir. Bu tip vaftiz havuzları 5. ve 6. yüzyıllarda Hıristiyanlığın hızla yayıldığı dönemlerde vaftiz törenleri sonrası kiliseye girmeye hak kazanan yetişkin kişiler için kullanılmıştır. Vaftizhane güney duvarındaki mermer çeşme, 6. yüzyıla aittir.

Atrium

Kilisenin batısında yer alan Atrium (avlu) 34.00 x 47.00 m. boyutlarındadır. Bu alanın yaratılması için çevredeki portiklerin altına yapılar inşa edilmiştir. Orta kısmı açık olan Atrium’un üç yanında sütunlu ve kemerli portikler vardır. Portiklerin dış kısmında, Bizans Mimarisi’nde yegane örnek olan gezinti yeri planlanmış ve inşa edilmiştir. Süslü korkuluk levhaları ile sınırlanmış gezinti yerleri, o dönemde daha da güzel görülen Efes Körfezi çevresindeki manzarayı seyretmek amacıyla yapılmıştır.

7 a St.J Atrium


Piskoposluk Sarayı ve Büyük Sarnıç

Antik kaynaklara göre, Efes Piskoposluk merkezi ve sarayı 7. yüzyılda III. Efes’ten IV. Efes’e (Ayasuluk Tepesi’ne) taşınmıştır. St. Jean Kilisesi çevresinde yapılan araştırmalar, sarayın büyük olasılıkla kilisenin güneydoğusunda olabileceğini göstermiştir. Bu alanda in-situ olarak kalan bir sütun sırası sarayın avlusuna ait olabilir. Sarayın olduğu bölüm Laskarisler ve Aydınoğulları Beyliği dönemlerinde yeni onarımlarla kullanılmıştır.

8 a GD Sarnıç


Olası Piskoposluk sarayının güneyinde, Ayasuluk dış surlarının güneydoğu köşesinde 25.80 x 27.20 m. ölçülerinde büyük bir Bizans Dönemi sarnıcı yer almaktadır. Kazısına 2010 yılında başlanan sarnıcın üzeri 9 kubbe ile örtülmüştür. Ancak 11. yüzyılda yıkılan sarnıcın yıkıntısı üzerine Aydınoğulları Beyliği ve Erken Osmanlı dönemlerinde konutlar yapılmıştır.

Büyük Sarnıcın batısında Takip Kapısı Doğu Kulesi ile bağlantılı bir dizi oda (11. yüzyıla ait) ve bir küçük sarnıç daha açığa çıkarılmıştır. Bu alndaki kazılar devam etmektedir.


Bizans Dönemi Sarnıçları

St. Jean Kilisesi civarında, dış kalede, su kemerleri yakınında ve iç kalede birer tane olmak üzere Ayasuluk Tepesi’nde en az beş adet Bizans Dönemi sarnıcı vardır. Bunlardan yeni bulunan büyük sarnıç ile sur dışındaki sütunlu sarnıç, Selçuk İlçesi içindeki su kemerleriyle gelen Şirince Kaynak Suyu’ndan, diğerleri ise yağmur sularıyla beslenmektedir. Sarnıçlar kilise, piskoposluk sarayı ve manastır gibi yapıların su ihtiyacını karşılamaktaydı.

Bizans Dönemi Su Kemerleri

6. yüzyılda İmparator Justinianus tarafından St. Jean Kilisesi’nin yaptırılmasının ardından halk, eski kentin de giderek sağlıksızlaşan koşulları nedeniyle Ayasuluk Tepesi’ne taşınmıştır. Yeni yerleşimin su ihtiyacını karşılamak için Şirince Köyü’nden gelen yeni su kemerleri inşa edilmiştir. 124 kemerli, 656 m uzunluğunda bir sifon yapısına sahip kapalı taş boru sistemiyle 7.00 m. yüksekliğe kadar ulaşan su kemeri yapısı bir mühendislik harikasıdır. Ayasuluk Tepesi çevresindeki kent ve kilise için bu yapının inşa edilebilmesi, ancak İmparator Justinanus’un, kilise rahiplerinin, hacıların ve inananların su ihtiyacını gidermeyi şahsi meselesi olarak görmesiyle ilgilidir.

9 a


İnşaa yazıtına göre, mimar olarak belki de imparatorluğun en iyi su yapı uzmanlarından biri olan Lazaros, zamanının başpiskoposu Efesli Yohannes tarafından görevlendirilmiştir. Böylece su kemerinin inşası 549 ile 565 yılları arasına tarihlenmelidir. Su kemerleriyle kente ulaşan içme suyu önce Takip Kapısı dışındaki orta boyutlu sütunlu sarnıca, oradan dış surların güneydoğu köşesinde 2010 yılında bulanan büyük sarnıca gelmekte ve depolanmaktadır.

Atrium ile İsabey Camii Arasındaki Manastır

1981-86 yıllarında St. Jean Kilisesi Batı Sur Girişi ile İsabey Camii kuzey kapısı arasındaki bağlantıyı bulmak üzere kazılar yapılmıştır. 1982 yılında taş döşeli bir yol bulunmuş ve çalışmalar ilerledikçe Osmanlı Dönemi’ne ait yolun, Bizans Dönemi’ne ait bazı duvarlar ve odalar üzerine yapıldığı görülmüştür.

11 a


1985 yılında odaların kazısına başlanmıştır. Kuzeyde birbirine bağlı iki oda kazılmış ve bunların tabanlarının büyük boyutlu tuğlalarla kaplı olduğu görülmüştür. Ayrıca bu odaların batısında bir hol ve güney kısımda ise üç nefli 21.00 x 13.00 m. boyutlarında bir Manastır Bazilikası bulunmuştur. Doğuda büyük bir apsisi olan bazilikanın planı, M.S. 4. - 5. yüzyıl bazilikalarını hatırlatmaktadır. Bazilikanın güney kısmında manastırın iki odası daha vardır. Ancak manastırın kuzeydeki diğer odaları henüz kazılmamıştır.

İsa Bey Camii

İsa Bey Camii, Artemis Tapınağı ile St. Jean Kilisesi arasında, tepenin güneybatısında yer almaktadır. Camii, 1375 yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından Şamlı Mimar Ali ibn-el Dımışki’ye yaptırılmıştır. Harimde kıble yönüne dik uzanan çapraz sahın iki kubbeyle örtülüdür. Yan sahınlar kurşun kaplı ve ahşap kırma çatılıdır.

Ulu Camii planlarını çağrıştırır. Planda, taç kapılarda ve özellikle batı ana cephedeki pencerelerde Suriye etkileri görülmektedir. Caminin büyük avlusuna üç yönden giriş sağlayan kapılardan batıdaki Taç Kapı üzerinde yer alan kitabede Mehmet oğlu İsa Bey ve Mimar Dımışık’lı oğlu Ali’nin adları okunabilmektedir.

12 - 11 a İsabey ve manastır


Kuzeyde ortasında şadırvan bulunan revaklı avlu yer alır. Caminin doğu ve batı kapısının üstünde yükselen iki minare (doğudaki tamamen yıkılmıştır), Beylikler Dönemi mimarisinde üniktir. 1700 yılı sonrasındaki depremlerde kubbeler hariç çatıları ve minaresi tamamen yıkılıp bir dönem ha-rabe halinde gelen yapı, 1975 yılından sonra Vakıflar tarafından yaptırılan iyileştirme ve onarım çalışmalarıyla tekrar ibadete açılmıştır.

Ayasuluk İç Kalesi

12 d


Ayasuluk Tepesi’nin en yüksek yerine inşa edilmiş olan İç Kale, Selçuk İlçesi’nin başına konulmuş bir taç gibidir. Bizans Dönemi’nde (6.yüzyıl) inşa edilmiş olan kale duvarları ve kuleler, Aydınoğulları Beyliği ve Osmanlı İmparatorluk Dönemi’nin izlerini taşımaktadır. Moloz taş, devşirme malzeme ve tuğla ile inşa edilen İç Kale sur duvarları, 17 kuleyle güçlendirilmiştir. İç kalenin biri batıda diğeri doğuda olmak üzere iki girişi vardır. 2013 yılında ziyarete açmayı planladığımız İç Kale, Selçuk turizmine yeni bir kapı açacaktır.

Batı kapısı, dıştaki duvar ve dış kapı ile ayakta kalmıştır. Kale içinde kapıların yakınında tonoz örtüleri sağlam kalabilmiş ve kazıları yapılmış beş adet sarnıç yer alır. Merkezi kısmın güneyinde tek kubbeli ve minaresi kısmen sağlam kalabilmiş Kale Camii vardır. Caminin güneyinde 2007-08 yıllarındaki kazılarda, kale içinde yaşayan askerlere ait konutlar, 2009-10 yıllarında Kale Köşkü ve çevresindeki konutların bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.

İç Kale’nin en üstünde, Kale Hamamı ve üstü beşik tonozla örtülü bir sarnıç ayaktadır. Türk Dönemi’nde sarnıç haline getirilen tonozlu yapı aslında Erken Bizans Dönemi’ne (5. yüzyıl) ait bir bazilikanın doğu (apsis) bölümüdür. Nef bölümü tamamen yıkık olan bazilika apsisinin iki yanında haçın kolları şeklinde odalar vardı.

Evliya Çelebi 1671 yılındaki Ayasuluk İç Kalesi’ni kısaca şöyle anlatır: “Kalesi büyük bir ovada sivri mavi kaya üzerindedir. Etrafı üç yüz adımdır. Hendeği yoktur. Kırk sağlam kulesi, iki demir kapısı, kale içinde 20 ev, bir mescit vardı. Sokakları kaya kaldırımdır.”

Bazilika olarak inşa edildiği dönemde üzerinin ahşap veya taş tonoz örtü ile kapalı olduğu tahmin edilen bazilika tek neflidir. Batıda sur duvarına dayanan narteksi yer almaktaydı. Narteksin varlığını güneyde hamam ile sur arasında yer alan ve narteks güney kapısına ulaşan Bizans Dönemi’ne ait taş ve tuğla döşemeli yol belgelemektedir.

Bazilikanın inşa edildiği kayalık platform, tepenin en yüksek noktasıdır. İnanışa göre, Aziz Yuhanna’nın (St. Jean) doksanlık bir ihtiyar iken burada İncili’ni yazdığı kabul edilir. Belki buradaki bazilika onun anısına inşa edilmiş olabilir.

Sarnıçlar

İç Kale’deki Türk Dönemi sarnıçları, toplam beş adettir. İkisi batı kapısı yanında, diğer ikisi de doğu kapısı yanında bitişik olarak inşa edilmişlerdir. Ayrıca İç Kale’nin en üst noktasında Sarnıca dönüştürülmüş bir bazilika yapısının apsis bölümü vardır. Sarnıçlar, iç kısımları kuvvetli bir harçla sıvanmış Aydınoğulları Beyliği Dönemi’ne ait sarnıçlardır. Bu sarnıçlar taş döşemeli yoldan gelen yağmur suyunun yanı sıra tonozundaki yağmur suları ile beslenmektedir.

Batı Girişi kuzeyindeki Batı Sarnıçları diğerlerine göre daha küçük boyutludur. Kazısı devam eden bu sarnıçların 1800’lü yıllarda askerlerin lüle çektiği yerler olarak kullanıldığı kazılarda bulunan lüle parçalarından anlaşılmaktadır.

15 b Sarnıç


Bizans Dönemi Sarnıcı: Doğu girişinin kuzeyinde, sur duvarına bitişik olan sarnıç yere gömülü ve farklı bir mimariye sahiptir. İstanbul’dan tanıdığımız sütunlu ve basık kubbeli sarnıçların küçük boyutlu bir örneğidir. Dört adet sütunla iki bölüme ayrılmış ve üzeri basık kubbelerle kapatılmış sarnıç kale içindeki Bizans Dönemine ait yapılardan ikincisidir. Yağmur suları ile beslenen sarnıç üstteki bazilika ile çağdaştır.

Güney Teras Evleri

2007 ve 2008 yılı kazılarında ortaya çıkarılan güney teras evleri, Kale Camii’nin güneyinde yer almaktadır. Evlerin güney ve batısından geçen taş döşemeli yol tepeyi çevrelemektedir. Bu alanda toplam 15 odadan oluşan 3 ev açığa çıkarılmıştır.

Kale Camii’nin yakınında bulunan A evi, iki katlı ve 6 odadan oluşmaktadır. Üst kattaki odalar yaşama alanı iken alt katta yer alanlar depo amaçlı kullanılmışlardır.

16 k İç Kale


6 odadan oluşan B evi de iki katlıdır. Bu evin bazı duvarları Bizans Dönemine tarihlenmiştir. Ama yoğun kullanım Aydınoğulları ve Osmanlı dönemine aittir. Doğudaki C Evi de iki katlı ve üç odadan oluşmaktadır. Bu evler Evliya Çelebi’nin 1671 yılında gördüğü evlerdir ve asker ailelerine aittir.

Kale Camii

Caminin tam kuzey köşesine gelen minarenin kürsüsünün alt kısmı silindirik, üst kısmı sekizgen olarak yükselmektedir. Kürsüden sonra üçgen kuşakla minare gövdesine geçilmiştir. Yapı eğimli ve yüksek bir platforma inşa edildiği için minare gövdesi fazla yüksek değildir.

Minarenin şerefe, petek ve külah kısmı yıkılarak tamamen yok olmuştur. Ancak şerefe altını süsleyen dört sıra kirpi saçak harap durumda iken üstte kalan şerefe parçası ile birlikte 2009 yılında onarılmıştır. Camii, 2012 yılında kabul edilen onarım projesiyle İç Kale’de bulunan küçük eserlerin sergileneceği bir galeri haline getirilecektir.

17 d


Yapının kuzeybatı cephesi tamamen sağır bir cephe olarak planlanmıştır. Kuzeydoğu cephede altta ve üstte birer pencere ve güneydoğu cephesinde mihrap çıkıntısının iki yanında altta ve üstte ikişer pencere açıklığı vardır.

Güney terası üzerindeki yapı, kare planlı, kübik bir harim kısmı ile kuzeybatıdaki minarenin bileşiminden oluşur. İnşa kitabesi bulunmayan ancak Aydınoğulları Beyliği’nin Ayasuluk’u aldığı yıllarda inşa edildiği tahmin edilen yapının güneybatı kısmına daha sonra son cemaat yeri eklenmiştir. Yapı malzemesi olarak duvarlarda bir sıra taş ve iki sıra tuğla almaşık duvar tekniği uygulanarak kullanılmıştır. Taşlar arasında dikine kullanılmış tuğlalar görülür. Duvarların içinde atkı olarak kullanılmış ahşaplar yer alır. Harim bölümünün üzerindeki kubbe, sekizgen bir kasnak üzerine oturmaktadır. Yapının asıl beden duvarları restore edilmiş iki sıra, kubbe kasnağı ise tek sıra kirpi saçakla son bulur. Kubbesi önce kiremit kaplı iken John Covel’in 1670 yılında çizdiği gravürde kurşun kaplı olarak çizilmiştir.


Kale Köşkü ve Hamamı


2009 yılı kazılarında ortaya çıkan Kale Köşkü’nün genel ölçüleri dıştan 11.00 x 10.20 m’dir. Kuzey duvarı 4.00 m. kadar sağlam kalabilmiş yapının en ilginç bölümleri mermerden yapılan doğu ve güney kapılarıdır. Bu kapıların mermer kapı söveleri ve üzerindeki silmeler oldukça iyi durumda kalabilmiştir. Doğu Kapısı’ndaki silme ve alttaki düğüm motifinin çok benzeri, İsa Bey Camii’nin şimdi harap durumdaki Doğu Girişi’nde işlenmiştir. Bu sebeple Kale Köşkü’nün İsa Bey Camii ile çağdaş olduğu ve aynı mimarlar tarafından inşa edildiği düşünülmektedir.

İsa Bey Köşkü olarak inşa edilen yapı, 1425 yılından sonra Dizdar (Kale Komutanı) Köşkü olarak kullanılmıştır. Bu yapıyı 1670 yılında Ayasuluk’u ziyaret eden İngiliz Gezgin John Covel’ın gravüründe görebiliyoruz. Gravürde solda İsa Bey Camii, İç Kale’nin merkezinde Kale Camii ve bunun batısında surlardan daha yüksek çizilen Kale Köşkü yer alır. Benzerlerinde olduğu gibi yapının üst katı yüksek çatılı ve ahşap olmalıdır.

18 b Kale Köşkü

18 c Köşk D. Kapı


Kale Hamamı: Kale Köşkü ile organik bağı olan yapı köşkün tam kuzeyinde yer alır. Kale Hamamı, 1999 yılında bulunmuştur. 7.85 x 3.35 m. ölçüle-rindeki hamam, soyunma giyinme yeri veya soğukluk, sıcak bölüm ve külhandan oluşur. 1999 yılında sıcaklık ve doğusundaki küçük bölüm (soyunma giyinme yeri) kısmen kazılmıştır. Alttaki cehennemlik kısmı kazılırsa tahribata açık kalacağından sadece bahsi geçen bölümlerde kazı yapılmıştır. 2008 yılında sıcaklık ve soyunma giyinme bölümleri de ortaya çıkarılmıştır.


Bazilika – Sarnıç

Ayasuluk Kalesi’nin en üst noktasında Türk Dönemi’ne ait bir sarnıç yer alır. Aslında Bizans Dönemi’ne ait bir bazilikanın doğu (apsis) bölümü olan yapı, sonradan sarnıç haline getirilmiştir.Yapı sarnıç haline ge-tirilirken üstü tonozla kapatılmış ve orta kısmı bir sütun ve iki kemerle desteklenmiştir. Nef bölümü tamamen yıkık olan apsisin duvarları 1.10 m. kalınlıktadır. Düzgün tuğla hatıllı taş duvarlar, 1.50 m.lik alt kısımda yeni duvarla desteklenmiş ve bunun üzeri güçlü bir kırmızı harçla sıvanmıştır. Yağmur sularıyla beslenen sarnıç yanındaki hamamın ve kuzeyindeki bitişik çeşmenin su gereksinimini karşılıyordu.

19 a Bazilika-Sarnıç


Tunç Çağları Kazı Açmalar

1990 yılına kadar Efes’in tarihi M.Ö. 1300’lü yıllara kadar inebiliyordu.1990 yılında, İç Kale yakınındaki Dış Kale Doğu Bizans sur duvarlarının onarımı sırasında Orta Tunç Çağı’na ait seramikler çıkmaya başlamış ve onarımlar durdurularak, İstanbul Üniversitesi Prehistorya bölümü ile ortak bir tabaka kazısı yapılmıştır. Buradaki açmalarda Orta Tunç Çağı‘na ait yangın geçirmiş bir tabakada bulunan tüm kaplar M.Ö. 1900-1800 yıllarına aittir. Böylece Efes’in Orta Tunç Çağı’nda en önemli yerleşmesinin Ayasuluk Tepesi’nde olduğu kanıtlanmıştır. Bu çalışmalar 2005 yılına kadar devam etse de Bizans Dönemi’nde İç Kale’nin yapımı ve daha öncesinde bu döneme ilişkin tabakaların kayalık zeminde tutunamayıp aşağı doğru kaydığı anlaşılmaktadır.

Helenistik Dönem Kale Surları

Kalenin dışındaki güneydoğu alanda 1990 yılından sonra yapılan kazılarda, Orta Tunç Çağı tabakalarının 1.20 m. üzerinde dışı büyük blok taşlarla yapılmış kalın bir sur duvarı bulunmuştur. 2007 yılında duvarın dışında yapılan kazılarda ele geçen Helenistik Döneme ait amphoralar, duvarların tarihlenmesinde yardımcı olmuştur. Anlaşılan Lysimakhos, bir yandan yeni kenti (III. Efes) kurup sur duvarlarıyla çevirirken, diğer yandan kentin yakınındaki stratejik tepelere gözetleme kaleleri ve kuleleri inşa ettirmiştir.

AYASULUK Kazı LOGO